25.04.2026
Cumhuriyet Halk Partisi Sağlık Politika Kurulu Başkanı ve Bursa Milletvekili Prof. Dr. Kayıhan Pala, Dünya Sıtma Günü nedeniyle yaptığı açıklamada, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2024 yılında 80 ülkede 282 milyon sıtma vakası görüldüğünü, 610 bin kişinin hayatını kaybettiğini, bu tablonun koruyucu sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizliklerin ve küresel düzeydeki adaletsizliğin somut bir göstergesi olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.
Sıtma, önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olmasına karşın, küresel ölçekte milyonlarca insanı etkilemeye devam ediyor!
Dünya Sağlık Örgütü tarafından bugüne kadar 47 ülke sıtmadan arındırılmış olarak sertifikalandırıldı. Örneğin Cezayir, Fas ve Mısır sıtmadan arındırılmış ülkeler arasında yer alırken, Türkiye maalesef bu ülkelerden biri değil.
Sağlık Bakanlığı verilerine göre son yıllarda 300’e yakın (2024 yılında 292) yabancı vaka bildirilmektedir. Bu durum, sıtmanın ülkemiz açısından ortadan kalkmış bir risk olmadığını; aksine devam eden bir halk sağlığı sorunu olduğunu açık olarak ortaya koymaktadır.
Sağlık Bakanlığı tarafından son beş yılda hiç yerli vaka bildirilmemişken, bilimsel araştırma makalelerindeki sonuçlara göre ülkemizde yurtdışına seyahat geçmişi olmayan nadir sıtma vakalarının yeniden ortaya çıkması, sıtma mücadelesi açısından özellikle ele alınmalıdır.
İklim krizi sıtma riskini artırıyor: 3,6 milyar insan risk altında!
Bugün sıtma yalnızca bir enfeksiyon hastalığı değil; yoksulluk, eşitsizlik ve iklim krizinin kesişiminde yer alan yapısal bir sorundur. İklim değişikliği ile birlikte artan sıcaklıklar, değişen yağış rejimleri ve sel felaketleri; sıtma taşıyıcısı sivrisineklerin yaşam alanlarını genişletmekte, üreme döngülerini hızlandırmakta ve hastalığın yayılım riskini artırmaktadır. Bu durum, daha önce kontrol altına alınmış bölgelerde bile yeniden bulaş riskini gündeme getirmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü, 3,6 milyar insanın iklim krizi nedeniyle yüksek risk altında yaşadığını ve 2030–2050 yılları arasında yalnızca sıtma, yetersiz beslenme, ishal ve aşırı sıcak nedeniyle yılda 250 bin ek ölüm beklendiğini açıklamaktadır. Bu gerçeklik, sağlığın piyasa mekanizmalarına bırakılamayacağını; aksine güçlü, planlı ve kamusal politikalar üretilmesi gerektirdiğini açıkça göstermektedir.
Bu çerçevede, sıtma ile mücadelede temel politika önerilerinin halk sağlığını önceleyen bütüncül bir anlayışla ele alınması gerekmektedir.
Sağlık hizmetlerinin piyasa koşullarına bırakılmaması, ücretsiz, erişilebilir ve nitelikli bir sistemin tüm toplum için güvence altına alınması esastır. Bu doğrultuda, koruyucu sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi; birinci basamak sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması ve erken tanı mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi büyük önem taşımaktadır.
Vektör kontrolü ve çevre sağlığı kamusal sorumluluktur!
Sıtma ile mücadelede yalnızca koruyucu ve tedavi edici hizmetler değil, çevresel ve yapısal önlemler de belirleyicidir. Bu nedenle vektör kontrolü, çevre sağlığı, su yönetimi ve kent planlaması gibi alanların bilimsel, sürdürülebilir ve kamusal bir anlayışla yürütülmesi gerekmektedir. Aynı şekilde, iklim değişikliğinin sağlık üzerindeki etkileri göz önünde bulundurularak, iklim ve sağlık politikalarının birbirinden bağımsız değil, entegre bir biçimde ele alınması zorunludur.
Öte yandan, sıtma ve benzeri hastalıkların etkileri toplumun tüm kesimlerinde eşit dağılmamaktadır. Göçmenler, yoksullar, çocuklar, yaşlılar ve diğer kırılgan gruplar bu risklerden daha fazla etkilenmektedir. Bu nedenle sağlık politikalarının, bu grupları gözeten eşitlikçi ve hedefe yönelik uygulamalar içermesi gerekmektedir.
Sıtma ile etkin mücadele yalnızca ulusal düzeyde değil, küresel ölçekte de dayanışmayı gerektirmektedir. Hastalık yükünün yoğun olduğu ülkelerle iş birliğinin güçlendirilmesi ve sağlık alanındaki uluslararası eşitsizliklerin azaltılmasına yönelik politikaların geliştirilmesi, sürdürülebilir ve etkili bir mücadele için kritik önemdedir.
Türkiye'de sıtma savaşı, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte yürütülen çok önemli bir halk sağlığı başarısıdır. Yasal düzenlemeler (1946’da çıkartılan 4871 sayılı Sıtma Savaşı Kanunu), 1961‘de çıkartılan 224 Sayılı Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun ile sıtmaya karşı mücadelenin birinci basamak sağlık hizmetlerinin ayrılmaz bir parçası haline getirilmesi, ücretsiz ilaç temini ve bataklık kurutma çalışmaları sayesinde yerli sıtma vakaları yok edilmiştir.
Türkiye'de sıtma vakaları, özellikle Cumhuriyetin ilk yıllarıyla birlikte ortadan kaldırma çabaları ve etkili halk sağlığı müdahaleleri sayesinde önemli ölçüde azalmış olsa da küresel iklim krizi, kayıtlara geçen vakalar ve ülkede uygun vektör türlerinin varlığı, sıtmanın Türkiye için halen bir halk sağlığı sorunu olduğunu göstermektedir.
Sağlık Bakanlığı’nı, Türkiye’nin bir an önce sıtmadan arındırılmış ülkeler arasına girebilmesini sağlamak üzere, etkili bir eylem planının uygulamaya çağırıyoruz.